Home / Prof. Dr. Metin Berber / KARADENİZ BÖLGESİ’NDE EĞİTİM PLANLAMASI: ENTEGRE ÜNİVERSİTE SİSTEMİ

KARADENİZ BÖLGESİ’NDE EĞİTİM PLANLAMASI: ENTEGRE ÜNİVERSİTE SİSTEMİ

KARADENİZ  BÖLGESİ’NDE EĞİTİM PLANLAMASI:

ENTEGRE ÜNİVERSİTE SİSTEMİ

                                                                               Dr. Metin BERBER

                                                  ÖZET

         Eğitim-kalkınma ilişkisi ve etkileşimi çerçevesinde özellikle yükseköğretim kurumlarının, bölgesel kalkınma konusunda önemli roller üstlendiğini, ABD, Fransa, Finlandiya, İsveç ve Norveç gibi ülkelerdeki uygulamalar açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu bağlamda yükseköğretim kurumları, sadece bölgelerinin insan gücü taleplerine cevap vermekle kalmayıp, bölge sorunlarının çözümüne yönelik araştırmalar, yetişkin eğitimi, danışmanlık ve eğitim hizmetleriyle bölgesel kalkınmaya doğrudan etkide bulunmaktadırlar. Ülkemizde de nispi olarak az gelişmiş bölgelerden biri olan Karadeniz Bölgesi’nin sosyal, ekonomik ve kültürel yönden gelişmesine katkıda bulunacağı düşüncesiyle ilk olarak Trabzon’da başlayan yükseköğretim harekatı bugün bölgenin tamamına yayılma eğilimindedir. Bununla birlikte yükseköğretim kurumlarının yörelerine dönük faaliyetleri yerine getirip getirmediği de tartışma konusudur.

1.GİRİŞ

Günümüz dünyasında ülkelerin sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan gelişmişlik derecelerinin belirlenmesinde kıstas olarak alınan göstergelerden biri de toplumun eğitim düzeyinin yüksekliğidir. İyi eğitilmiş, nitelikli bir toplumun uzun dönemde daha elverişli bir perspektif yaratacağı tartışmasız kabul edilen gerçeklerden biridir. Bu açıdan değerlendirildiğinde eğitim, ekonomik refahın belirleyici öğesi olmaktadır.

İleri toplumların ekonomik gelişmesi ve özellikle enformasyon teknolojilerinin uygulanması, beşeri sermayenin üretken bir faktör olarak sürekli artan bir öneme sahip olmasına neden olmuştur. Bir ülkenin sahip olduğu beşeri sermaye stokunun nicelik ve özellikle nitelik yönünden artırılmasında üniversitelerin rolü tartışılmaz bir öneme sahiptir (Kazdağlı,1991,s.1449).

Yüksek öğretim, her ülkede olduğu gibi, ülkemizde de başlangıcından bu yana toplumun hemen hemen her kesiminin ilgi odağı olmuştur. Yüksek öğretim kurumları, bilginin üretildiği, korunduğu ve topluma aktarıldığı kuruluşlar olarak, sahip oldukları önemli yer ile, hükümet ve toplumun diğer kesimlerinin üzerinde önem ve öncelikle durduğu kurumlardır. Ülkenin temel ve uygulamalı bilimlerdeki araştırma kapasitesini yükseltmek, yüksek öğretim çağına gelmiş nüfusun daha fazla bir kısmına yüksek öğretim olanağı sağlamak ve böylece hem üniversitenin bulunduğu bölge yada yörenin hem de toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel ilerlemesi için nitelikli insan gücü yetiştirmek yüksek öğretimden beklenen görevler arasındadır. Buna bağlı olarak ta, üniversitelerin yurt içinde dengeli bir şekilde yaygınlaştırılması, çağdaş uygarlık düzeyinin daha ileri aşamalarına ulaşılmasının temel şartlarından biri olarak kabul görmektedir (Evren, 1986, s.3).

2.Türkiye’de Üniversitelerin Tarihi Gelişimi

2.1.Cumhuriyet Dönemi Öncesi

Türk Üniversitelerinin tarihi, yüzyıllar önce kurulan Türk Devletlerinin tarihi ile paralellik taşımaktadır. Türklerin ilk yüksek öğretim kurumlarının, islamiyetin kabulünden sonra Selçuklular (1071-1299) döneminde kurulan medreseler olduğu bilinmektedir (Barrows, 1990, s.5). İlköğretimden Yükseköğretime kadar çeşitli kademelerde eğitim veren medreselerin ilki 13 Ekim 1065 tarihinde Bağdat’ta açılan Nizamiye Medresesi’dir (Kaya, 1981, s.5).

Medreseler bu fonksiyonlarını Osmanlı Devleti (1299-1920) döneminde de devam ettirmişlerdir. İlk Osmanlı Medresesi, Orhan Gazi tarafından 1331 yılında İznik’te kurulan “İznik Orhaniyesi”dir. Daha sonra kurulan medreseler arasında, Süleymaniye, Ayasofya ve Fatih Medreseleri en önemlileri olarak bilinir (Tekindağ, 1973, s.12).

On altıncı yüzyıla kadar medreselerdeki eğitim standartlarının yüksekliği dünyanın ilgisini çekmiş, buralara değişik ülkelerden öğrenciler devam etmiştir. Ancak, 16.yüzyılın başından itibaren çeşitli nedenlerden dolayı medrese eğitiminde bozulmalar başlayınca, reformlar gündeme gelmiş ve batı standartlarına uygun eğitim kurumları açılmaya başlamıştır.

İstanbul’da toplanan bu kurumlar “İstanbul Darülfünunu (1842), Mühendis Mektebi(1884), Orman Mekteb-i Alisi (1857), Baytar Mekteb-i Alisi (1842), Halkalı Ziraat Mekteb-i Alisi (1826), Mekteb-i Mülkiye (1859), Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu (1883), Sanay-i Nefise Mektebi (1917) olarak sıralanabilir (YÖK, 1977, ss.3-4).

2.2.Cumhuriyet Dönemi

2.2.1.Planlı Dönem Öncesi

Türkiye Cumhuriyetinin objektif esaslara dayalı eğitim politikalarının temeller Atatürk’ün önderliğinde Ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde oluşturulmuştur. 16 Temmuz 1921 tarihinde Ankara’da 250’den fazla öğretmenin katılımıyla toplanan Maarif Kongresi’nin görevi, ulusal, demografik ve laik eğitim sisteminin oluşturulması ve uygulamaya konulması şeklinde özetlenebilir. Kongrenin açılış konuşmasında Atatürk “yüzyılların yüklediği derin bir idare ihmalinin devlet varlığında açtığı yaraları gidermeye çalışacak çabaların en büyüğünü eğitim yolunda harcamamız gerekmektedir.” (TDK, 1968, s.75) derken, geri kalmışlığın o ana kadar sürüp gelen eğitim yanlışların kaynaklandığına inanıyordu.

Cumhuriyet ilan edildiğinde, Türk Yükseköğretim Kurumlarının sayısına bakıldığında sadece İstanbul’da bir önceki kısımda ifade edilen yüksek okullar bulunmakta idi. Ankara’da ise, 1925 yılında Ankara Hukuk Mektebi, 1930 yılında Yüksek Ziraat Mektebi açıldı.

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra yükseköğretimle ilgili reformlar ise kısaca şu şekilde özetlenebilir (Korkut, 1984, ss.11-29).

430 sayılı Tevhit-i Tedrisat Kanunu (1924) ile Medreseler kapatılmıştır.

2252 sayılı kanunla, 6 Haziran 1933’de İstanbul Darülfünunu kapatılarak yerine “İstanbul Üniversitesi” kurulmuştur. Bu dönemde yapılan yenilikler  “1933  Reformu” olarak bilinir.

4619 sayılı kanunla, 1994’de İstanbul Teknik Üniversitesi kurulmuştur.

4936 sayılı Üniversiteler Kanunu (1946) ile Ankara Üniversitesi kurulmuş ve diğer üniversitelerinin de bir çatı altında toplanması sağlanmıştır. Bu       kanun ile getirilen  yenilikler de “1946 Reformu” olarak bilinir.

İstanbul ve Ankara’da yükseköğretimle ilgili çalışmalar sürerken Atatürk, 1937 yılında TBMM’nin açılış konuşmasında ilk defa Doğu’da bir üniversite açılması fikrini ortaya atmıştır. Atatürk konuşmasında; garp için İstanbul, merkez için Ankara, doğu için Van Gölü civarı olmak üzere üç büyük kültür merkezi düşünmek lazımdır” derken üniversitelerin yurt düzeyine yayılmasının önemini vurgulamaktadır.

1955’e kadar üniversiteler sadece Ankara ve İstanbul’da bulunmaktaydı. Üniversitelerin bu kentlerin dışına taşıp, yurt çapında düzenli yayılması düşüncesi çok partili döneme geçişle uygulamaya dönüşmüştür. 1955 yılında KTÜ, ODTÜ ve Ege Üniversitesi, 1957 yılında da Atatürk Üniversitesi kurulmuştur. Ancak bu üniversitelerin eğitim-öğretime geçişi daha sonraki yıllarda gerçekleşmiştir. Planlı döneme gelindiğinde Türkiye’de açılan üniversite sayısı 7’ye ulaşmıştır.

2.2.2. Planlı Dönem (1963-1992)

Türkiye planlı döneme girdikten sonra, eğitim planlaması kalkınmanın ayrılmaz bir parçası olarak görülmeye başlanmış ve hazırlanan beş yıllık kalkınma planlarında, her alanda olduğu gibi yükseköğretimde de planlama yapılarak ülkenin ihtiyacı olan nitelikli, yetişmiş işgücü potansiyeli artırılmaya çalışılmıştır. Niteliğin yanı sıra üniversitelerin nicelik olarak ta artırılması ve bölge kalkınmasında itici güç olabileceği düşünülen üniversitelerin yurt düzeyine yayılması fikri de planlı dönemle gündeme gelmiştir. Bu doğrultuda, büyük kent üniversitelerine bağlı olarak çeşitli illerde açılan fakülteler, daha sonra bu illerde açılan üniversitelerin çekirdeğini oluşturmuştur. DPT’nin 1968 yılında yaptığı “Yükseköğretim Araştırması” ile yurdun nerelerine üniversiteler açılabileceği gerekçeli olarak ortaya konulmuştur (DPT,1970,ss.76-86).

Hacettepe Üniversitesi (1967) ve Boğaziçi Üniversitesi (1971) yılında açıldıktan sonra, 1973-78 döneminde yeni üniversiteler açılması ve bunların yurt düzeyine yayılması konusunda hızlı bir gelişme sağlanmıştır. Adana, Diyarbakır, Eskişehir, Sivas, Konya, Bursa, Samsun, Malatya, Elazığ ve Kayseri illerinde on yeni üniversite kurulmuştur. Bu yıllarda üniversitelerin yanında, akademiler ve bakanlıklara bağlı meslek yüksekokulu ve eğitim enstitüleri de yükseköğretim kurumu olarak faaliyet göstermekteydiler.

1980-81 eğitim-öğretim yılına gelindiğinde, ülkemizde yükseköğretim kurumları 19 üniversite, 20 akademi, öğretim süresi iki üç yıl arasında değişen toplam 126 meslek yüksekokulu ve eğitim enstitüsünden oluşmaktaydı. 1981 yükseköğretim reformunu düzenleyen 2547 sıyılı kanunun 5’nci maddesinin h fıkrası hükmü, “Yükseköğretim kurumlarının geliştirilmesi, verimlerinin artırılması, genişletilmesi ve bütün yurda yaygınlaştırılması amacına” yönelik olarak yenilerinin açılacağının planlanacağı ilkesine dayanmaktadır. Bu hüküm doğrultusunda üniversitelerin metropollerde toplanma eğilimine büyük ölçüde son verilmiş, ülke düzeyine yayılması açısından da önemli ilerlemeler sağlanmıştır.

1981-82 öğretim yılında 19 olan üniversite sayısı 1990-91 ders yılı itibarıyla 29’a, fakülte sayısı 183-ten 212’ye yüksekokul sayısı 126’dan 219’a, lisansüstü enstitü sayısı 2’den 118’e yükselmiştir (Kazdağlı,1991,s.151).

2.2.3. 1992 Yılından Sonraki Durum

1992 yılı ülkemizde Cumhuriyetten bu yana üniversite sayısının artırılmasındaki en son ve en önemli atılım yılı olarak nitelendirilmektedir. 1992 yılında mevcut üniversitelere yeni birimler eklenmesi ve 22 yeni üniversite ve 2 yüksek teknoloji enstitüsü kurulmasını gerekli ve zorunlu kılan nedenler ana başlıklar halinde şu şekilde sıralanmaktadır (Ataünal, 1993,s.147).

a) Anayasamızın “Kanun, yükseköğretimin yurt düzeyine dengeli bir şekilde yaygınlaştırılmasını gözetir” ilkesi; Anayasanın 130’uncu maddesinin 3’üncü fırkası “Kanun Üniversitelerin ülke sathına dengeli bir biçimde yayılmasını gözetir” hükmünü taşımaktadır. Bu ülkenin sosyal, kültürel ve ekonomik yönlerden bir bütün halinde gelişmesinin temel etkenlerinden biridir.

b) Kitlesel eğitimin yükseköğretimin temel hedeflerinden biri olma ilkesi; Bugün herkes için eğitim, çağımızın temel insan haklarından biri olmuştur. Günümüzün bilgi ve yüksek teknoloji çağı, yükseköğretim düzeyinde kitlesel eğitimden geçen toplumlar tarafından gerçekleştirilmiştir. 21.yüzyılda üretilen ve üretilecek teknolojilere de ancak yüksek öğretim düzeyinde teknoloji ağırlıklı kitlesel eğitimden geçen toplumlar uyum sağlayabilecektir. Kısaca çağdaş dünyaya sağlıklı bir uyum, ancak 20.yüzyılda bütün toplumlar için kitlesel ve sürekli yükseköğrenimi gerçekleştirmekle mümkün olacaktır.

c) Diğer ülkelerdeki yükseköğretimde okullaşma oranları; Türkiye’de 18-21 yaş grubu ve 1991-92 öğretim yılı itibariyle yükseköğretimde okullaşma oranı örgün yükseköğretimde % 9.6, açık öğretim dahil % 15.3’tür. Bu oranı, gelişmiş, orta düzeyde gelişmiş, hatta birçok Ortadoğu ülkesi ile karşılaştırdığımızda yetersizliğimiz daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. 1992 yılı itibariyle Avrupa ülkelerinde bu oran % 25-35 arasında değişmektedir. Bu oran, Irak’ta % 13.8, Mısır’da % 19.8, Yunanistan’da % 27, ABD’de %59.6, Kanada’da ise % 62 dolayındadır. Avrupa Topluluğu’na tam üyelik için adımlar attığımız bu dönemde yükseköğretimde okullaşma oranını en az onların düzeyine çıkarmak kaçınılmazdır.

d) Nüfus artış hızı ve ortaöğretimde okullaşma hedefleri; Türkiye, son yıllarda düşme olmasına rağmen % 2.5 gibi bir oranla nüfus artış hızı yüksek ülkeler arasında yer almaktadır. 1993’te bir milyona yaklaşan yüksek öğretim çağındaki öğrenci sayısının 10 yıl içinde ikiye katlanarak 3 milyona çıkacağı tahmin edilmektedir. Halen % 42 olan ortaöğretimde okullaşma oranının 1994 sonunda % 45’e çıkarılması hedeflenmiştir.

e) Yükseköğretime olan talebin artış göstermesi; Ortaöğretimdeki okullaşma oranının artması yüksek öğretime olan talebin artması demektir. 1974 yılı temel alınarak bir karşılaştırma yapılırsa, 1974’den 1991’e kadar öğrenci sayısı yaklaşık % 400 artarken, üniversiteye yerleştirme oranı % 22.8 düzeyinde kalmıştır. Bu durum sonuç olarak yığılmalara sebebiyet vermiştir.

f) Yükseköğretimde okullaşma oranını artırmayı zorunlu kılan yasal dayanaklar; Anayasamızın 130’uncu maddesi, “Çağdaş eğitim-öğretim esaslarına dayanan bir düzen içinde ve o ülkenin ihtiyaçlarına uygun insan gücü yetiştirmek amacı ile, ortaöğretime dayalı çeşitli düzeylerde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapmak, ülkeye hizmet etmek üzere çeşitli birimlerden oluşan kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversiteler Devlet tarafından kurulur” demektedir.

g) Son yıllarda yurt dışında yükseköğretim görme arayışlarının artması; 1992-93 yılı itibariyle yurtdışında 27.000 Türk öğrenci yükseköğrenim yapmaktadır. Bu sayı gittikçe artma eğilimindedir. Yurt dışında ciddi eğitim yapan kurumların yanı sıra kaliteden uzak, niteliksiz ve ticari amaçlı eğitim kurumlarının olduğu da bir gerçektir. Bu durumlarda uğranılan kayıplar göz ardı edilemeyecek boyutlardadır.

Bu nedenler karşısında Türkiye’de 2000’li yıllara girilirken, bir yandan mevcut yüksek öğretim kurumlarını etkinlik ve verimlilik ilkelerine daha fazla önem vererek kullanırken, diğer yandan yeni üniversiteler kurarak üniversite sayısının artırılması ve ülke düzeyine dengeli yayılması zorunluluğu doğmuştur.

2.3. Üniversitelerin Bölgesel Dağılımı

Üniversitelerin üç büyük kent dışında bir başka deyimle taşrada açılıp, yurt düzeyine dengeli yayılması düşüncesi, 1955 yılında Trabzon’da Karadeniz Teknik Üniversitesi ve 1957 yılında da Erzurum’da Atatürk Üniversitesi’nin açılmasıyla uygulamaya geçirilmiştir. 1973 yılına kadar mevcut 9 üniversiteden sadece ikisi üç büyük kent dışında iken, 1973-1978 döneminde açılan 10 yeni üniversitenin tamamı taşrada açılmıştır. 1978-82 döneminde üniversite açılmamıştır. 1982 yılında açılan 8 yeni üniversitenin ise sadece 3’ü taşradadır. 1992 yılında açılan 22 yeni üniversitenin ise tamamı taşradadır. Bu yıllarda üç büyük ilde ise 4 vakıf üniversitesi kurulmuş, bazılarının ise kuruluş çalışmaları devam etmektedir.

Üniversitelerin bölgesel dağılımı, 1992 yılına kadar ve 1992 yılından sonra olmak üzere iki safhada incelendiğinde elde edilen bulgular şu şekilde sıralanabilir;

1992 yılına kadar İç Anadolu Bölgesi, 9 üniversite ile % 31’lik paya sahip olup ilk sırayı alırken, 1992 yılında açılan 3 yeni üniversite ile üniversite sayısı 12’ye çıkmış, nispi payı ise % 22’ye düşmüştür.

-Marmara Bölgesi her iki durumda da % 27’lik nispi payını korumuştur.

1992 yılından sonra en büyük atılım Ege Bölgesi’nde gerçekleşmiştir. Bu bölgenin payı 1992 yılına kadar 2 üniversite ile % 6 dolayında iken, 1992 yılında açılan 7 yeni üniversite ile payı % 16’ya yükselmiştir.

Doğu Anadolu Bölgesi’nin payı % 13’ten % 9’a, Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nin payı ise % 6’dan % 5’e düşmüştür.

Diğer bölgelerde ise önemli sayılabilecek bir değişiklik söz konusu değildir.

Üniversitelerin bölgesel dağılımında dikkati çeken diğer bir husus da şudur; Ege ve Akdeniz Bölgeleri’nde üniversite olmayan il sayısı 1 iken, Marmara Bölgesi’nde 3, İç Anadolu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde 5, Doğu Anadolu Bölgesi’nde 7 ve Karadeniz Bölgesi’nde 11’dir.

Tablo 1: Üniversitelerin Bölgesel Dağılımı

Bölgeler 1992’ye  Kadar  Açılan % Payı 1992’den Sonra Açılan Toplam % Payı
Marmara

8

27

7

15

27

Ege

2

6

7

9

16

Akdeniz

2

6

4

6

11

Karadeniz

2

6

3

5

9

İç Anadolu

9

31

3

12

22

Doğu Anadolu

4

13

2

5

9

G.Doğu Anadolu

2

6

2

3

5

Toplam

29

100

26

55

100

3. Üniversitelerin Temel Fonksiyonları

Günümüze kadar üniversite kavramı, çeşitli yazarlar tarafından ve değişik ülkelerde siyasal, toplumsal ve ekonomik gereksinme ve koşulların değişikliklerine göre öncelikleri farklı olan bir biçimde adlandırılmaya çalışılmakta ve fonksiyonları benzerlikler taşımakla birlikte değişik sıralamalara tabi tutulmaktadır. Her toplum üniversiteyi oluşturan ve nitelendiren özelliklerin bir çoğunu ortaklaşa benimser ve kabul ederken kendi toplumsal koşulları, özlemleri ve gelenekleri açısından bazı özelliklere daha çok önem vermekte ve uygulamalarını o yönde sürdürmekte, üniversite kurumunun itiçi gücünü o yönde oluşturmaktadır (Meray,1971,s.14).

1967’de Belçika’da toplanan Mukayeseli Eğitim Cemiyeti’ne göre üniversitelerin fonksiyonları, eğitim verme, eleman yetiştirme ve araştırma yapma olarak sıralanmaktadır. Flexner ise üniversitelerin fonksiyonlarını bilgi ve fikirlerin korunması ve yorumlanması ve öğrenci yetiştirilmesi olarak yorumlamaktadır (Kısakürek, 1971, s.3).

Profesör Seha Meray, üniversiteleri; yetişme ortamı, araştırmacılar topluluğu, toplum hizmet kurumu, entellektüel kurum ve üretim faktörü olarak yorumlarken aynı zamanda fonksiyonlarını da dile getirmektedir. Bu konuda görüş bildiren eserlerden bazıları ise, (Kerr,1966,ss.19-38), (Corsan,1960,ss.9-10), (King,1967,s.25), (Kaya,1981,s.237), (Heper,1973,ss.53-56) şeklinde sıralanabilir.

Dünya üniversite tarihi incelendiğinde, ilk kuruldukları tarihten bu yana geçen yaklaşık bin yıllık süre içerisinde üniversitelerin yapısında ve fonksiyonlarında önemli değişiklikler olduğu gözlenmektedir. İlk zamanlarda başlıca sorumluluk alanı “öğretim” yapmak olan üniversiteler, XIX.yüzyıl başından itibaren temel bilimsel araştırmalar, XX.yüzyılın ortalarından itibaren de endüstriyel gelişmelere paralel olarak, uygulamalı araştırma, danışmanlık ve yetişkinlerin eğitimi gibi “toplum hizmetleri”fonksiyonlarını üstlenmişlerdir.

4.Üniversitelerin Bölgesel Ekonomik Kalkınmadaki Rolü

Üniversiteler bulundukları bölgenin yada genel olarak alındığında ülkenin ekonomik geleceğini zenginleştirmek bakımından çok çeşitli fırsatlara sahiptirler. Bu fırsatların bazıları geçmiş dönemlerde algılanmış ve yerine getirilmiş iken, bazı fırsatlar ise yeni yeni ortaya çıkmış ve algılanmaya başlanmıştır. Günümüzde lant-grant tipi üniversiteler yada enstitüler özel amaçlarla kurulmuş, kaynaklarını ve araştırmalarını kuruldukları bölge ile ilgili spesifik alanlara yöneltmişlerdir. Bunların dışında üniversiteler, şimdiye kadar ekonomik gelişme açısından pasif rol olarak nitelendirilen sadece eğitim-öğretim ve geleneksel araştırmalarla işlevlerini sınırlandırmışlardır. Ancak son yıllardaki eğitim üniversitelerinin pasif rolleri yanında aktif rolleri de üstlenme şeklindedir. Üniversitelerin ekonomik gelişme ile ilgili faaliyetleri (aktiviteleri) pasiften aktife doğru şekil 1’de görüldüğü gibi sıralandırılabilir.

Örneğin; üniversitelerin kampüsünde gerçekleştirilen personel istihdamı sadece harcama etkisi yarattığından pasif bir etki durumundadır. Diğer taraftan, bölgedeki işletmelere yönelen teknik yardımlar; üniversite-sanayi işbirliği ve teknoloji transferi (patent yeni buluş) aktif role örnektir. Bu pasif ve aktif iki uç arasında üniversitelerin ekonomik gelişmede üstleneceği rol, bu aynı zamanda üniversite fonksiyonlarının en önemlisi olarak kabul edilen temel araştırmalar ve beşeri sermayenin yani insan faktörünün nitelik olarak geliştirilmesidir.

Şekil 1: Üniversitelerin Ekonomik Gelişmedeki Rolü

         Kansas City Federal Rezervi Bankasının yaptığı bir araştırmada son zamanlarda üniversitelerin hem genel hemde bölgesel ekonomik gelişme konusunda daha aktif rol oynadıklarını ortaya koymaktadır (Smith,Drabenstatt,1991,ss.27.46).Bu çalışmada üniversitelerin pasif rolden aktif rol üstlenmelerine geçiş iki basamakta açıklanmaktadır.

a) Üniversiteler ekonomik gelişme ile ilgili eğitim-öğretim ve temel araştırmalarını ve bu konudaki yeni oluşmaları göz önüne alarak geleneksel rollerini ve ders içeriklerini re organizasyona tutmaktadırlar.

b) Üniversiteler ekonomik gelişme üzerinde etkide bulunacak direkt faaliyetlere ağırlık vermekle özellikle üniversite-sanayi işbirliği daha sıkı ve çok değişik alanlarda ilişkilere girmektedirler.

Üniversiteler değişen yeni koşullarda da uyum sağlamak zorunluluğundadırlar. Temel araştırmaların ve eğitim fonksiyonu bölgesel ekonomik gelişme üzerinde uzun dönemde etkisini gösterir. Kısa dönemli etki olarak ekonomik gelişme planları doğrultusunda büyük araştırmalar gerçekleştirme ve emek faktörünü iyileştirme ve gelişme programlarını yenilemektedirler. Bu faaliyetlere; gelişen yeni teknolojileri özel sektörün kullanımına sunmak amacıyla kurulan araştırma-geliştirme merkezleri (imalat sanayinde otomasyon, bioteknoloji, optik iletişim, robot teknolojisi v.s.) ile bölgesel problemlerin çözümüne yönelik olarak kurulan araştırma merkezleri örnek verilebilir.

Ayrıca üniversiteler, öğrencilere geniş bir perspektifi içine alacak şekilde farklı alanlara hitabeden yetenekler kazandırabilmek amacıyla, eğitim programlarını ve ders içeriklerini değiştirmektedirler. Öyle ki bazı üniversiteler, mezunlarını 6-7 ayrı alanda iş bulabilecek şekilde eğitme yoluna gitmektedirler.

Bir yayında da (OECD, 1984, s.22) belirtildiği üzere, “belli şartlar altında, üniversitelerin bölgesel ekonomik kalkınmada önemli roller oynadığını tecrübeler göstermiştir.” Aynı yayında birçok ülke arasında, Finlandiya, Fransa, Norveç ve İsveç’de uygulanan yirmi yıllık bölgesel politikaların milli yükseköğretim ve araştırma politikalarının büyük bir faktör olduğu belirtilerek 1960’lı yıllarda OECD ülkelerinde yükseköğretim kurumlarının sayısının artırılmasının planları yapılırken, yeni kurumların kasıtlı olarak az gelişmiş bölgelerde kurulduğu ifade edilmektedir. Bu bölgeler çoğunluğu tarım, balıkçılık ve ormancılıkla uğraşan kırsal faaliyet bölgelerinden oluşmaktadır.

Eğitim, toplum ve kalkınma ilişkilerinin çok yönlü ele alındığı bir çalışmada (King, 1967, s.28), üniversitelerin, bölgelerinin ekonomik ve sosyal gelişmesinin desteklemeyi potansiyel bir fonksiyon olarak değerlendirmektedir. King’e göre; gelişmekte olan ülkelerde kurulan yeni üniversiteler, “iktisadi ve insan gücü planlarına paralel olarak gelişmeli, mahalli ve bölgesel kültürlerle ülkenin toplumsal dileklerini hesaba katmalı, ülkenin tarihi, dolayısıyla hammaddeleri, ticari imkanları gibi şeylerin etkisi altında olan, mahalli, siyasi ve toplumsal gelişim ihtiyaçlarına doğru yönelmelidir.”

Üniversiteleri geri kalmış bölgelerde yaşayanların ayağına götürme ve bölgeleri bu yoldan kalkındırma düşüncesi, VII.Milli Eğitim Şurası’nda da benimsenen ilke olmuştur. Bu şurada, “DPT ile işbirliği yapılarak bölge plancılığı esaslarına göre başta üniversite olmak üzere, sağlık, sosyal, ekonomik ve kültürel tesis ve imkanlarıyla, dikkatle seçilecek yerlerde yeni cazibe merkezleri yoluna gidilirse, hem mevcut aydınlardan gereği kadar faydalanmak, hem de yeni aydın ve teknisyen toplulukları yaratmak mümkün olur” görüşü ağırlık kazanmıştır. V.Beş Yıllık Kalkınma Planı Eğitim Özel İhtisas Komisyonu Raporunda da (DPT, 1983)üniversitelerin, çevre kalkınmasında odak noktası olduğu belirtilerek, öncelikle çevre ihtiyaçlarına daha sonra evrensel türde araştırmalara yönelinmesi gereği vurgulanmaktadır.

Üniversitelerin bölgesel kalkınma üzerindeki etkilerinin ölçülmesindeki karşılaşılan güçlükler, etkilerinin tam olarak belirlenmesini engellemektedir. Başta eğitim girdilerinin ölçülmesi olmak üzere, yüksek öğretimle bölgesel ekonomik gelişme arasındaki ilişkinin belirlenmesinin etkileyen birçok problem mevcuttur. Bugün eğitim girdisi olarak elimizdeki tek hazır ve çok kullanılan ölçü yüksek öğretime yapılan parasal harcamalardır. Fakat bu ölçünün esas alınması üniversitelerin geniş boyutlu olan diğer etkilerinin ölçülmesindeki zorlukları adeta örtmekte, bu nedenle de bazen yanlış sonuçlar doğurmaktadır. Geçmiş dönemdeki bulgular oranında tutarlılık sağlanması, yükseköğretim kurumları arasında bölgesel kalkınmaya yönelik enstitülerin çeşitleri, üniversitelerin eğitim ve araştırma gayretlerinin birbirine karışmış olması ve eğitim politikasında bölgesel kalkınma konusunda üniversitelere verilen rolün önem derecesi, ölçülmesi güç olan etkilerin sadece bazılarıdır.

5.Karadeniz Bölgesi: Genel Sosyo-Ekonomik Yapı

Karadeniz Bölgesi, 115 730 kms(2) ‘lik yüzölçümü ve 8 107 526 kişilik nüfusuyla Türkiye’nin üçüncü büyük bölgesi konumundadır. Bölgenin sosyal ve ekonomik verileri genellikle Türkiye ortalamasının altında seyretmektedir. Arazisi gereği birbirinden uzak ve küçük yerleşim birimlerinden oluşan bölgenin ekonomisi genelde tarıma dayalıdır.

Türkiye nüfusu yıllık ortalama % 2.3’lük bir artış gösterirken bölge nüfusu % 0.5 gibi düşük bir hızla artmaktadır. Bunun doğal bir sonucu olarak da, bölge nüfusu 1985 yılında genel nüfus içinde % 13.5’lik paya sahip iken, bugün bu pay % 12.4 seviyesine inmiştir. Bu azalışın en önemli nedeni hiç şüphesiz ki bölgede sanayinin gelişememiş olmasıdır. Nüfus, iş bulma imkanlarının daha fazla olduğu, sanayi ve hizmet sektörlerinin geliştiği kentlere ve bölgelere göç etmektedir.

Bölgede nüfusun % 40’ı kentlerde % 60’ı kırsal kesimde yaşamaktadır. Ayrıca aktif nüfus olarak kabul edilen 15-64 yaş grubu nüfusun bölge toplam nüfusu içindeki payı % 56.2 olup, ülke ortalaması olan % 58.1’ın altındadır. Bu durum göçlerin daha çok aktif nüfustan kaynaklandığını göstermektedir. Ülkemizde çalışma çağı nüfusunun % 58.2’si istihdam edilmektedir. Bölgede bu oran % 64.6 düzeyinde olup, çalışanların % 74’ü tarım, % 18’i hizmetler, % 8’i de sanayi sektöründe istihdam edilmektedir.

Bugünkü değerlerle bölgenin, ülke GSYİH içindeki payı % 9 dolayındadır. Bölgede fert başına düşen GSYİH’nın ülke ortalamasının yarısı kadar olması, bölgenin ekonomik gelişmişlik düzeyi hakkında hiç te iç açıcı bir görüntü vermemektedir. Son on yılda Türkiye’de hemen hemen yıllık ortalama % 5 seviyesinde bir gelişme hızı sağlanırken, bölgede bu oran % 3’ler seviyesindedir.

Türkiye’de GSYİH içinde tarım sektörünün payı % 16.6’dır.Bölgede yaratılan katma değer içinde tarımın payı ise % 25.5 düzeyindedir. Bu durum bölge ekonomisi bakımından tarım sektörünün taşıdığı önemin açık bir göstergesidir. Buna rağmen ülke genelinde yaratılan toplam tarımsal katma değer içerisinde bölgenin payı % 14 dolayındadır. Katma değere tarımın alt sektörleri itibarıyla bakıldığında bölgenin payı, bitkisel ve hayvansal üretimde % 12, ormancılıkta % 25, su ürünlerinde ise % 58 cıvarındadır.

Bölgedeki imalat sanayi de, tarıma dayalı bir yapılanma içerisindedir. Yeraltı zenginliklerine bağlı olarak, Zonguldak ve çevresinde kurulmuş kömür ve demir-çelik tesisleri dışında bölgede büyük ölçekli sanayi tesisi sınırlıdır. Bölgedeki imalat sanayine alt sektörler itibarıyla bakıldığında en çok katma değer yaratan sektörler arasında, gıda, içki ve tütün sanayi, metal ana sanayi, orman ürünleri ve mobilya sanayi, taş ve toprağa dayalı sanayi sayılabilir.

Bölgede yaratılan imalat sanayi katma değerinin, bölge toplam GSYİH’sı içindeki payı % 15.7 düzeyindedir. Oysa Türkiye’deki toplam GSYİH içerisindeki oran % 26 seviyesindedir. Bu göstergeler bölgedeki imalat sanayinin ülke ortalamasının gerisinde seyrettiğinin bir delilidir.

İllerin sahip olduğu sosyal ve ekonomik veriler onların nispi gelişmişlik düzeylerinin yansıtırlar. Türkiye’de en gelişmiş illerin 1.derecede ve en gelişmemişlerin 5.derecede yer alması durumunda Karadeniz Bölgesi illerinin durumu şöyledir;

Bolu, Zonguldak, Samsun, Amasya, Trabzon, Rize; 3.derecede

Kastamonu, Tokat, Sinop, Ordu, Giresun, Artvin; 4.derecede

Gümüşhane, Bayburt; 5.derecede gelişmiş il konumundadır.

5.1. Karadeniz Bölgesi’ndeki Üniversiteler ve Fonksiyonları

Karadeniz Bölgesi’nde kuruluş kanunu açısından özel haklar tanınarak Trabzon’da kurulan Karadeniz Teknik Üniversitesi, aynı zamanda büyük şehirler dışında kurulan ilk bölge üniversitesi niteliğini de taşımaktadır. 20 Mayıs 1955 tarih ve 6594 sayılı kanunun KTÜ’ye yüklediği fonksiyonlar kısaca şöyle ifade edilmektedir; “Karadeniz Bölgesi’nin kuzey-doğusuna düşen Çoruh, Rize, Trabzon, Giresun ve Ordu illeri ile Gümüşhane ilinde 2 milyona yakın nüfus barınmaktadır. Bu iller arazi ve iklim bakımından bir bütün halinde yurdun diğer kısımlarından doğal ve coğrafi nedenlerle apayrı bir görünüm içindedirler. Bulundukları dar toprak parçasında ve pek çetin şartlar içinde geçinmeye çabalayan bu insanların çevrelerinde bulunan doğal servet kaynaklarını işleyebilecek bilgilerle donatılmaları böylece işsizlikten ve bilgisizlikten kurtulmaları hem onların hem de ülkenin yararı gereğidir. Dünyanın diğer yerlerinde ve özellikle Amerika’da halka ait bu gibi sorunlara öncülük yapan kurumlar üniversitelerdir. KTÜ, Ankara ve İstanbul üniversiteleri ile açılması düşünülen diğer üniversiteler gibi genel nitelikte ve uluslararası düzeyde bilgi vermekle yetinen cinsten bir üniversite olmayacak, özellikle yerel olanakları ve doğal servetleri etüt edecek ve halkın özel yeteneklerini de ele almak suretiyle şimdiye kadar hiç değinilmemiş ve çaresi bulunmamış olan ekonomik sorunları çözümlemeye çalışacaktır. Bu şekilde, uzun yıllardan beri hal şekline bağlanmasına çalışılan ekonomik durumu, sürekli olarak çalışan ve araştırma yapan bir üniversitenin yardımı ile bölge içinde çözmek mümkün olacaktır. Bu düşüncelerle Trabzon’da bir Teknik Üniversite açılması uygun görülmüştür.”

Bu amaçlar doğrultusunda açılan KTÜ’yü takiben bölgede, 1975 yılında Samsun 19 Mayıs Üniversitesi açılmış ve 1992 yılına kadar eğitim-öğretim iki üniversite ile sürdürülmüştür. 1992 yılında Tokat, Bolu ve Zonguldak’ta birer üniversite açılmış ve bölgedeki üniversite sayısı 5’e yükselmiştir. Bugün, bölgedeki 5 üniversite bünyesinde 31 fakülte, 36 meslek yüksek okulu bünyesinde 45.611 öğrenci eğitim-öğretim görmektedir.

Tablo 2: Karadeniz Bölgesi’ndeki üniversitelerle İlgili Bazı Göstergeler

Üniversiteler Fakülte Sayısı Mes. Yük.O. Öğretim Elemanı İdari Per. Öğrenci Sayısı
KTÜ

13

14

1102

1488

22000

19 Mayıs

9

10

909

1465

12003

G.Osman Paşa

2

5

318

285

3423

Karaelmas

5

4

216

343

2855

İzzet Baysal

2

2

113

—-

5330

Toplam

31

36

2648

3581

45611

Yukarıda da belirtildiği üzere kuruluş amacı net bir şekilde ortaya konulan ve bugün 39’uncu kuruluş yıl dönümünü kutlayan KTÜ’nün kendisine yüklenilen fonksiyonları yeterince yerine getirip getiremediği sürekli güncelliğini muhafaza eden tartışma konularının başında gelmektedir. ancak, burada öncelikle şunu belirtmekte fayda vardır. KTÜ’nün bölgesel kalkınma konusundaki fonksiyonlarını başarıyla yerine getirip getiremediği konusunda şimdiye kadar çok az sayıda ve dar kapsamlı çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar arasında (Erkuloğlu,1985), (Bocutoğlu,1984,1985a,1985b,1985c), (Dinçmen, 1979) en önemlileri olarak sıralanabilir. 1985 yılından sonra yapılmış bir çalışma ise tespit edilememiştir.

Bu çalışmalardan çıkarılan ortak sonuçlar şudur; KTÜ, kendisinden beklenen fonksiyonları yerine getirirken çeşitli darboğazlarla karşılaşmıştır. Bu darboğazların bir kısmı üniversitenin kendisinden diğerleri de bölgeden kaynaklanmaktadır. Üniversiteden kaynaklanan darboğazlar; öğretim elemanlarının yetersiz, mevcutların ise ders yüklerinin fazla olması, A-G faaliyetleri için ayrılan mali ödeneklerin sınırlı oluşu, A-G konusunda bölgede düzenli envanterin olmayışı, üniversitenin sanayii iyi tanımaması nedeniyle uygulamalı araştırmaların hangi alanlarda ve hangi problemlerin çözümüne yönelik olarak yapılması gerektiği konusundaki kararsızlık en önemli darboğazlar olarak sıralanabilir.

Bölgeden yani bölge müteşebbisinden yada sanayicisinden kaynaklanan darboğazlar ise, bölgesel pazarlara yönelmiş firmalarda üniversitelerle işbirliği yapmama eğiliminin bulunması, milli pazara veya ihracata yönelmiş firmalarda ise karşılaştıkları problemlerin çözümü için ilişkili oldukları yabancı firmalara baş vurmaları, özel sektör firmalarında neyin problem olduğunun firma yöneticileri tarafından bilinmemesi, imalat sanayi firmalarının üniversitelerin elindeki imkanlar konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması ve firma yöneticilerinde üniversitenin problemlerin çözümünde ağır kaldığı düşüncesinin oluşması sıralanabilir.

1985 yılına kadar bölge ile gerektiği ölçüde entegre olamadığı görüşünün hakim olduğu KTÜ, son yıllarda bu konuya daha fazla önem vermektedir. Son yıllarda gerçekleştirilen bölgeye yönelik hizmetler arasında en önemlileri şöyle sıralanabilir; KTÜ-Çaykur işbirliği ile çayın ekonomik analizleri, kalite analizleri, çay tarım ve sanayini geliştirme, KTÜ-Karayolları Genel Müdürlüğü işbirliği ile Sinop-Hopa arasındaki 560 km uzunluğundaki kıyı şeridini kapsayan “Doğu Karadeniz Kıyı Karayolu Tahkimat Projesi” ve “Doğu Karadeniz Kıyı şeridinde Deniz Tahribatı Projesi”, KTÜ-İl Kültür Müdürlüğü İşbirliği ile “Sümela Manastırı Onarım Projesi” , KTÜ-Trabzon Belediyesi işbirliği ile “Arsa Düzenleme Çalışmaları”, KTÜ-Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü İşbirliği ile “şehir Kadastrosu Yenileme Çalışmaları” , TÜBİTAK desteğinde yürütülen bölgenin maden yatakları ile ilgili projeler, Döner Sermaye aracılığı ile yürütülen kimyasal madde analizleri, Araştırma Fonu’ndan desteklenen bölgeye yönelik uygulamalı araştırmalar ve Enstitülerde yürütülen bölgeye yönelik lisansüstü bilimsel araştırmalar, KTÜ-Ticaret ve Sanayi Odası işbirliği ile gerçekleştirilen bölge problemlerini araştırma grupları ve danışma kurulları üniversitenin gerçekleştirdiği önemli projelerden bazılarıdır.

KTÜ’de son yıllarda çeşitli alanlarda kurulan uygulama ve araştırma merkezlerinin sayısı gittikçe artmaktadır. Bu merkezlerin amacı ilgili alanlarda yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel araştırma ve uygulamalar yapmak, yapılan çalışmaları desteklemek, teşvik etmek ve sonuçlarını toplum hizmetine sunmaktır. KTÜ bünyesinde bölgeye yönelik hizmet veren araştırma merkezleri şunlardır;

Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi

Heyelan Uygulama ve Araştırma Merkezi

Ormancılık Uygulama ve Araştırma Merkezi

Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Merkezi

Kafkasya ve Orta Asya Ülkeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi

Bu araştırma merkezlerinde gerçekleştirilen bölgeye yönelik araştırmaların sayısı yüzlerle ifade edilecek rakamlara ulaşmıştır. Sadece araştırma fonundan 1993 yılında 4 milyara yakın mali destek verilmek suretiyle bölgeye yönelik yaptırılan araştırma sayısı 47’dir. Halen devam eden projeler arasında ” Doğu Karadeniz Bölgesi Kalkınma Projesi” geniş kapsamlı ve kayda değer projeler arasındadır.

Proje etkinlerinin yanı sıra son yıllarda sık sık düzenlenen kurslar, yaz okulları, kongre, seminer, konferans, sempozyum, panel ve toplantılar hem kamu hemde özel sektör kuruluşlarının ilgisini çektiği gibi aynı zamanda kongre turizmi olarak nitelendirilen turizm faaliyetlerini ihtiva ettiğinden bölgeye iç talebi de çekmektedirler.

Bölgedeki üniversitelerden KTÜ ve 19 Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastaneleri ile bölge halkına her türlü sağlık hizmetini sunmaktadırlar. 1987 yılında hizmete giren KTÜ Farabi Hastanesi, süratle bölge hastanesi olma özelliğine kavuşmuştur. 1993 yılı itibariyle 10500 klinik, 101000 poliklinik olmak üzere toplam 111500 hastaya hizmet vermiştir. Plastik cerrahi, açık kalp ameliyatı ve radyoterapi dışında her türlü sağlık hizmeti veren hastane, bölgeden illere olan hasta göçünü önleyerek bölge ekonomisine katkıda bulunmaktadır. Bunun yanında Valilik-Belediye-KTÜ işbirliği ile oluşturulan sağlık ekibi Trabzon ve ilçelerinde her yıl ücretsiz sağlık taraması yaparak bölgeye hizmet vermektedir.

Üniversiteler üstlendiği kültür ve spor hizmetleri görevini, hem öğrencilerine hem de yöre halkına hizmet sunarak başarılı bir şekilde yerine getirmektedir. KTÜ bünyesinde çevre, sinema, tiyatro, folklor, … vs gibi alanlarda faaliyet gösteren 15 öğrenci kolu mevcuttur. Sürekli olarak izlenebilen sinema filmleri, sinevizyon gösterileri çevreden de büyük ilgi görmektedir. Değişik alanlardaki uzmanlardan oluşturulan “Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki  Sosyal, Kültürel ve Folklorik Değerleri Araştırma Komisyonu” çalışmalarını sürdürmektedir.

Bölgedeki üniversitelerin bünyesinde eğitim-öğretim gören öğrencilerin yaptıkları cari tüketim harcamaları bölgesel talebi artırma ve çarpan-hızlandıran mekanizmasıyla da bölgesel geliri artırmada en önemli faktörler arasındadır. KTÜ’de gerçekleştirilen öğrenci harcamaları anketi sonuçlarına göre 1 öğrenci ayda ortalama 3 milyon TL harcama yapmaktadır. Bu veriyi bölgedeki bütün üniversiteler için aynı kabul edersek, bölgede  ayda ortalama 135 milyarlık cari tüketim harcaması yapılmaktadır. Eğitim süresinin 8 ay olduğu kabul edilirse, bölgede 10.8 trilyonluk öğrenci harcaması yapılmaktadır. Karadeniz Bölgesi’nde 1990-92 yılları arasında yapılan toplam kamu yatırımı harcamasının 9.8 trilyon olduğu göz önüne alınırsa, öğrenci harcamalarının hiç de küçümsenemeyecek boyutlarda olduğu anlaşılır. Bunun yanında üniversitelerin yaptıkları yatırımlarda toplama dahil edilirse kamu yatırım harcamalarının iki katına yaklaşılır.

 

6.Karadeniz Bölgesi’ndeki Üniversitelerin Fonksiyonlarının                                                                                                                                                                                                        Aktırılması:  Entegre Üniversite Sistemi İçin Öneriler

Karadeniz Bölgesi’nin sahip olduğu topoğrafik yapı bölgenin sanayileşmesini olumsuz yönde etkileyici niteliktedir. Bu nedenle bölgenin ekonomik geleceğinin belirlenmesinde hizmetler sektörünün rolünün daha fazla olması adeta bir zorunluluk arz etmektedir. Hizmetler sektörü içinde de ağırlıklı payı eğitim, ticaret ve turizm sektörleri almalıdır.

Eğitim sektörü, gerek iç talebin bölgeye çekilmesi gerekse Doğu Bloku’nda meydana gelen değişmelerle ortaya çıkan fırsatların değerlendirilebilmesi bakımından önemli bir sektör konumundadır. Üniversitelerin bölgenin iktisadi, siyasi, kültürel ilişkiler sistemi içinde uluslararası bilim, teknoloji ve eğitim kurumları olarak özel bir rol oynamakla görevlendirilmek suretiyle lokomotif işlevi görmeleri sağlanabilir. Bu nedenle, Sarp’tan Zonguldak’a kadar uzanan bölgenin birbirine entegre olacak nitelikte üniversite ve yüksek okul ağı ile donatılması zorunlu hale gelmiştir.

Üniversitelerin temel fonksiyonlarını yerine getirmesinin yanı sıra bölge kalkınmasında daha etkin rol oynayabilmeleri için bazı tedbirlerin mümkün olan en kısa uygulamaya konulması kaçınılmazdır. Bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir;

1- Bölgede açılan üniversitelerin kuruluş kanunlarında da belirtildiği gibi klasik fonksiyonlarının yanısıra bölgeye hizmet vermeleri de esas amaçları arasındadır. Bu amaçla, üniversitelerin bünyesinde bölgeye dönük çeşitli uygulama ve araştırma merkezlerinin kurulmuştur. Ancak; gözlemlerden çıkan sonuç araştırma merkezleri arasında iletişim kurulamadığı ve koordinasyon sağlanamadığı şeklindedir. Bu eksiklikler bazen benzer çalışmaların tekrar yapılmasına, zaman ve maddi kaynak israfına neden olmakta bu nedenle bölgeye daha iyi hizmet sunulmasını engellemektedir. Bunun önüne geçebilmek için çevreye yönelik araştırma merkezleri arasında koordinasyon sağlanmalıdır. Bunun sağlanabilmesi için de her üniversitenin bünyesinde araştırma merkezlerinin bağlı olacağı “Bölgesel Araştırma ve Koordinasyon Birimi” oluşturulmalıdır. Bu birim esas olarak araştırma projelerini koordine edecek, proje üretecek ve öncelik belirleyecek, maddi destek sağlayabilecek, halkla ilişkiler kurabilecek ve özel sektör yada araştırma ihtiyacı duyan müteşebbislerin ilk etapta başvurabilecekleri niteliklere sahip olmalıdır. Ayrıca, her üniversitenin bu birimleri de birbirleriyle sürekli iletişim halinde olmalıdır.

2- Bölge üniversitelerinin ders listelerine bakıldığında bölgesel gelişme ve kalkınma konularında teorik derslere rastlanılmamaktadır. Ancak, dünyadaki uygulamalara bakıldığında bölgeye yönelik kurulan üniversitelerde; Mekan Teorisi ve Analizi, Bölgesel Analiz, Bölgesel Farklılıklar, Bölgesel Büyüme ve Kalkınma Politikaları, Bölgesel İktisat, Bölgesel Planlama gibi genel nitelikte dersler okutulmaktadır (Venkateswarlu, 1993, ss.85-90). Bölgesel sorunlara pratik çözümler getirebilmek için teorinin de öğretilmesi bir noktada kaçınılmazdır. Bölgedeki üniversitelerde benzer içerikteki derslerin okutulması bölgesel gelişmeye yapılacak katkıyı artıracaktır.

3- Bugün ülkemizde bölgesel çalışmalarda karşılaşılan en önemli sorunlardan biri, bölge yada il düzeyinde düzenli olarak tutulmuş istatistiksel veri eksikliğidir. DİE’nün çalışmaları daha çok ülke geneline hitap eder niteliktedir. Bölge ve il düzeyindeki çalışmalar ise oldukça yetersizdir. Bölge problemlerinin çözümü için öncelikle teşhis edilmeleri gerekir. Teşhis için de istatistiksel veri gerektiği bir gerçektir. Bu eksiklik bölgedeki üniversiteler kanalıyla giderilebilir. Bölgedeki üniversiteler ilgi alanlarına giren illerle ilgili her türlü veriyi toplamalı ve bilgi bankaları oluşturmalıdırlar. Örneğin; KTÜ bünyesindeki her fakülte kendi alanında Ordu-Artvin arasındaki illerle ilgili verileri toplayacak, daha sonra bu veriler kurulacak merkezi bir birime aktarılacak bilgi bankaları oluşturulacaktır. Bu şekilde toplanacak bilgiler bilgisayar ağı vasıtasıyla diğer üniversitelere ve kullanıcılara hatta özel sektörün hizmetine sunulacaktır. Bu gerçekleştirildiğinde artık veri yetersizliği nedeniyle bölge ile ilgili araştırmalardan kaçmak diye bir şey söz konusu olmayacaktır.

4- Karadeniz Bölgesi Sarp Sınır Kapısı’nın açılması ve Doğu Bloku’nda meydana gelen değişimlerden sonra yeni bir oluşumun içine girmiştir. Bölge müteşebbisleri, oluşan bu pazardan kendi çabalarıyla pay almaya çalışmaktadırlar. Ancak, tabiri caizse bu ilişkiler el yordamıyla yürütülmektedir. Çünkü; müteşebbisler bu ülkeler hakkında bilgi sahibi olmadığı gibi, ithalat-ihracat ve kambiyo mevzuatını da tam olarak bilememektedir. Ve bu konuda eğitilmiş uzman kişilere sürekli ihtiyaç duymaktadırlar. Bu türdeki eksikliklerin giderilebilmesi için bölgedeki üniversitelerde;

a) Doğu Bloku ülkeleri, Kafkasya ve Orta Asya ülkelerine yönelik araştırma merkezleri kurulmalı, mevcut olanların ise çalışma alanları genişletilerek devlet bünyesindeki ilgili kurumlarla ilişkileri artırılmalıdır. Bu ülkelerle ilgili araştırmalar yapılarak sonuçları özel sektörün kullanımına sunulmalıdır.

b) İthalat-İhracat, kambiyo gibi dış ticaret konularında bölge müteşebbislerinin ihtiyaç duyduğu eleman açığını gidermek üzere bu konularda eğitim veren bölümler yada meslek yüksek okulları açılmalıdır.

5- Bölgedeki üniversitelerin kısa dönemde ticaret ve sanayi üzerinde oynayabileceği roller ise şu şekilde sıralanabilir;

a) Üniversite, Bölgenin sosyal, ekonomik ve teknolojik problemlerini ve çözüm yollarını bilimsel olarak araştırarak temel sorunları sürekli olarak gündemde tutar. Bu şekilde yasama organını etkilemek mümkün olur.

b) Üniversite, ticaret ve sanayi kuruluşlarının istediği alanlarda “Raporlar”, “fizibilite etütleri” hazırlar. Bu belgeler, iş aleminin karar almasını kolaylaştırır.

c) Üniversite, BDT ülkeleri ile bölge arasındaki dış ticarette gerekli olan “mal analizlerini” ve “kalite kontrolünü” elinde mevcut veya kuracağı yeni laboratuarlarla yapar. Böylece, daha önce Ankara’da yapılan bu işlemler Trabzon’da yapılır, bürokrasi azalır, işler süratlenir.

d) KEİB projesi ile ilgili olarak bölgemizin izlemesi gereken ekonomi politikalarını üniversite ile sanayi ve ticaret kuruluşları birlikte belirler.

e) Bölgemizde kurulacak yeni firmaların “kuruluş yeri analizleri” ile “yapıların projelendirilmesinde” üniversite etkin rol oynar.

f) BDT ile ticaret yapan firmaların elemanlarının meslek içi eğitimi üniversite tarafından verilebilir.

Sonuç olarak şunlar söylenebilir: Üniversite-çevre ilişkilerini geliştirmenin çeşitli ve çetin sorunları vardır. Bunların çözümü, bilinçli ve sabırlı çabaları gerektirmektedir. Bölgedeki yükseköğretim kurumlarının çevre kalkınmasına katkıları yönünde olumlu aşamalar kaydedilmiştir. Bu konunun üzerinde ısrarla durulduğu ve tecrübelerden gerektiği ölçüde yararlanılabildiği takdirde, geleceğe daha ümitle bakmamamız için hiç sebep yoktur.

KAYNAKLAR

1. ATAÜNAL, Aydoğan, 1993, Cumhuriyet Döneminde Yükseköğretimdeki                          Gelişmeler, Yükseköğretim Genel Müdürlüğü, Ankara.

2.BARROWS, C.Lecand, 1990, Higher Education In Turkey, Unesco, European           Centre  For Higher Education.

3.BOCUTOşLU, Ersan, 1984, 1974-84 Döneminde Karadeniz Üniversitesi İle              Trabzon  Alt Bölgesi İmalat Sanayi İlişkileri Üzerine Bir Araştırma,                Trabzon.

4.BOCUTOşLU, Ersan, 1985a, Üniversite Sanayi ilişkilerinde Darboğazlar;                          Karadeniz Üniversitesi Örnek Olayı, Türkiye’nin Teknik ve Bilimsel                   Gelişmesinde Gelecek On Yılın Yükseköğretim Sorunları ve                             Sakarya’nın Yeri Sempozyumu, 24-27 Ekim 1985, Sapanca.

5.BOCUTOşLU, Ersan, 1985b, Doğu Karadeniz Bölgesi Trabzon Alt Bölgesinde           Üniversite-Sanayi İlişkileri ve Başlıca Darboğazlar, Kayseri I.Ulusal                  Üniversite-Sanayi İşbirliği Sempozyumu, 14-16 Kasım 1985,                        Kayseri.

6.BOCUTOşLU, Ersan, 1985c, Bölge Üniversitelerin Modern Fonksiyonları                           Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Dergisi, Kasım 1985, Trabzon.

7.CORSON John J., 1960, Governance of Colloges and Universities, Mc Grow           Hill  Company Inc., Newyork.

8.DPT, 1970, Yükseköğretim Araştırması Yay. No. 858, Ankara.

9.DPT, 1983, V.BYKP Eğitim Özel İhtisas Komisyonu Yükseköğretim Alt                             Komisyonu     Raporu, Ankara.

10.DİNÇMEN, Murat, 1979, Karadeniz Teknik Üniversitesi İçin Bir Geliştirme                      Modeli, Üretim Üniversitesi, KTÜ Dergisi, 1979, Trabzon.

11.ERKULOşLU, Coşkun, 1985, Sanayi-Üniversite İlişkisi, Kayseri I.Ulusal                           Üniversite-Sanayi İşbirliği Sempozyumu, 14-16 Kasım 1985,                    Kayseri.

12.EVREN, Kenan, 1986, “Yükseköğretimde Dün ve Bugün” Yükseköğretim                       Bülteni  s.1,  Ankara.

13.HEPER, Metin, 1973, Üniversitelerin İşlevleri ve Toplumsal Değişim, Sevinç           Matbaası, Ankara.

14.KAYA, Y.Kemal, 1981, İnsan Yetiştirme Düzenimiz: Politika, Eğitim, Kalkınma,                Erk Basım Evi, Ankara.

15.KAZDAşLI, Hasan, 1991, “Türk Yükseköğretiminde Kapasite Artırma                            Politikası Üzerine Bir Değerlendirme” Hacettepe Üniversitesi, İİBF                 Dergisi Cilt 9, Ankara.

16.KERR, Clark, 1968, “The Frantic Race To Remain Contemporary” The                          Contemparary University: USA, Haughton Mifflin Company, Boston.

17.KISAKÜREK, Mehmet, 1971, Üniversitelerimizde Yenileşme; Programlar ve          Öğretim Açısından, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayını,                             Ankara.

18.KORKUT, Hüseyin, 1984, Türk Üniversiteleri ve Üniversite Araştırmaları,                       Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara

19.KİNG, Alexander, 1967, “Eğitim Toplu ve Gelişim” Ekonomik Gelişmeyi                         Hızlandıran Etken Olarak Eğitim: Beşinci Konferans, İstanbul.

20.OECD, 1984, Industry and University: New Forms of Cooperation and                          Communication,  Paris.

21.SEHA, L.Meray, 1971, “Üniversite Kavramı ve Modelleri” Siyasal Bilgiler                        Fakültesi Dergisi, Cilt 26 No 1, Ankara.

22.SMİTH, Tim R., Drabenstott Mark, 1991, “The Role of Universities in Regional                Economic Development”, Regional Economic Development and                Public Policy, Federal  Reserve Bank of Kansas City Press, Kansas             City.

23.TEKİNDAş, şehabettin, 1973, “Medrese Dönemi” Cumhuriyetin 50.Yılında             İstanbul Üniversitesi, Sermet Matbaası, İstanbul.

24.TÜRK DİL KURUMU, 1968, Bugünkü Diliyle Atatürk’ün Söylevleri, Ankara              Üniversitesi  Basımevi, Ankara.

25.VENKATESWARLU, Tadiboyina, Fall, 1993, “Regional Economics: Survey of                   Reading Lists in Universities Canada and The United States”, The            American Economist, Vol.37 No 2, ss.85-90.

26.YÖK, 1977, Üniversiteler Yıllığı, Üniversitelerarası Kurul Genel Sekreterliği            Yayınları No  2, Ankara.

About Ed.

İktisat Yazıları Blog'u adına anonim editörü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir